Ruhun Tutkuları

Şevval Akar

Yaşamı Birinci Elden Yaşamak

   26 July 2026
Yaşamı Birinci Elden Yaşamak
Yazar Avatar
Şevval Akar

Yaşamı birinci elden yaşamak tabiri duyduğum andan beri zihnimde çokça dönüp duran kendime sorduğum bir soru halini almıştı. Biz ne kadar hayatı 1 elden yaşıyorduk ? Peki hayatı ikinci elden yaşamak diye bir şey var mıydı varsa bu nasıl bir yaşam haliydi. Evet vardı hatta tam içimizde yaşıyordu bu hal. Hayatı ikinci elden yaşamak dediğimiz aslında deneyimlerimizi, duygulanımlarımızı ve hayata dair tanımlamalarımızı kendi aracımızla değil yani bire bir yaşayarak değil seyrederek, sorgulamadan verileni kabul ederek yaşamak. Görünümün ötesine geçemeden, yalnız perdenin önündeki ile şekillendirerek zihnimizi hata böyle bir şekillendirmeye özel bir girişim de göstermeden bir akış içinde her şeyimizin şekillenmesine izin vererek yaşadığımız bir hal.

İnsan bu hal içindeyken kurban psikolojisinin etkisini hisseder ve bu ikinci elden yaşam hali içinde bolca isyan barındırarak koşullara karşı bir düşmanlık oluşturur. Bu düşmanlık koşullardan zamanla kendi hayatı a yönelir. Bunu kamufle etmek içinde özelikle yokluğa da dikkat çeker bu kimseler. Zamanının ,maddi imkanlarının ve de türlü diğer yoklukların sonucudur bu hal derler.

Elbet gerçekten yokluk sebebiyle böyle bir isyanda bulunan insanlar vardır fakat kendi gözlemlerime dayanarak net bir şekilde söyleyebilirim ki böylesi bir isyana sahip insanların %80’lik kısmı elindeki koşulları değerlendirme noktasında tembellik yapan kimselerdir.

Hayatın içine karışmaktan geri durur kendi tabiriyle hayatı yaşayamamaktan dem vurarak elinin altındaki imkanları da göremez olurlar ve kendi içinde bir karamsarlığa gömülerek yapabileceği şeylerden de elini eteğini çekerler bu kişiler.

Sosyal medyaya ayırdığı vakti kendisine yaşam enerjisi verecek ve de maliyeti olmayan herhangi bir etkinliği ayırmayan tonla insan vardır. Yaşam esasında siz bir adım attıkça tahmininizin ötesinde kapılar açma potansiyelini içinde taşır örneğin bir gün isteğiniz olmasa bile kalkıp size iyi gelecek bir yere gidip vakit geçirirseniz düşüncelerinizde de belli değişimler olduğunu fark edeceksiniz ya da size fayda sağlayan bir şeyi zorlayarak da olsa yapsanız sonrasında yine düşünsel ve duygusal dünyanızda değişimler olacaktır. Yaşam size bir hediye ve güzellik sunmayacak siz ancak onu hak edecek gayreti gösterdiğinizde karşılığını alacak ve var olan güzelliği görebilir hale geleceksiniz..

Günümüz dünyasında sosyal medyada geçirdiğimiz birkaç dakika bile sizi hayatı yaşamaktan geri kalıyormuş hissine büründürebilir. 20 yaşında 30 ülke gezmiş insanlar kendi işini kurmuş insanlar ya da ilişkisi olup çok mutlu görünen insanlar örnekler çoğaltılabilir. Dışarıdan başarılı ve dolu yaşamları beşi sıra izleyen izleyici kendini eksik hissedecek ve kendi yaşamına ilgisizleşecektir.. Bu ilgisizliği var eden ise temelde başka insanların dünyası ile kendi dünyasını karşılaştırarak zihninde yenik düşmesidir.

Karşılaştırma durumu çoğu zaman sizin kontrolünüz dışında gelişir bunun sonucu yaşadığımız ruhsal bunalmıştık özünde kendi hayatının içindeki deneyimsel dünyanın değerini kavrayamamış olmaktan doğar. Birinci elden yani kendi yaşamından, deneyimsel bütünlüğünden gereken tatmini alamayınca bunu ikinci elden karşılama yoluna girer. Seyretme ve bu seyir hali içinde kendi varoluşunun ağırlığını unutma..

Evet var olmak ağırlığı, sorumluluğu olan bir durumdur çünkü hepinizin belli potansiyelleri vardır ve belki de yaşamamızdaki en önemli meselelerden biri bu potansiyeli açığa çıkarmak bir diğer deyişle kendini gerçekleştirmektir..

Kendini gerçekleştirmek derken insanın iç dünyasına kapanıp orada bir arayışı çıkması gibi nezdimce ütopik bir durumdan bahsetmiyorum, tam olarak yaşadığımız bu dünyada insanlarla kurduğumuz etkileşim içinde o potansiyeli zamanla açığa çıkarırız.. Dış dünya ile bağlantıda olduğumuz bir süreç olsa da asıl değişim bu sürecin iç muhakemesi ve arkadaki yansımasıdır . Örneğin bir yumurta içeriden kırılırsa doğum olur yani iç dinamikler yaşamın esas belirleyici faktörüdür fakat dış etkenler onu besler ve bu yadsınamaz bir gerçektir.

Kişi varlığının sorumluluğunu alabildiği ölçüde yaşama katılma cesaretine de sahip olur işte o zaman var olmanın ağırlığından kaçmaz ve yaşamı ikinci elden yaşayan seyretme odaklı hal aşılmaya başlar.

Var olmanın ağırlığından kaçma hali her daim seyretme ve bunun verdiği uyuşma ile kendi varlığını unutma durumunda belirmez, bazen hatta çoğu zaman kişi yaşamına katılıyormuş gibi yaparak yalnızlığından kaçtığı sahte sosyalleşmeler şeklinde ortaya çıkabilir. Bir çok gencin sosyalleşme halinin temelinde bunun olduğunu söyleyebiliriz. Kendi varlığının sorumluluğunu samimiyetle taşıyabilmek kolay bir şey olmamakla beraber bir anda yapılabilecek bir durum da değildir kişinin önünde uzunca bir yol vardır kendi ile ilgili birçok sorgulamalar yaşadığı, kendini denediği, yargıladığı ve dönüştürüp inşa ettiği bir süreç.. Bu süreç kendi adıma devam ediyor ve hep de devam edecek bir süreç. Zamanla insan bu yolun meyvelerini alıyor ve içinde daha özgür hissettiği yaşamı birinci elden deneyimleyerek yaşadığı, karşılaştırmanın olmadığı ve zaten karşılaştırmaya yaşamın hakkını verme arayışında olması sebebiyle yer bırakmadığı bir hal içine giriyor. O zaman kişinin kendi hikayesi başlar. Bol mücadeleyle çalışma isteyen ve kendinin peşinden gidiyor olman sebebiyle seni hep geride bırakan ama her nefeste garip bir şükran duygusu ile içini dolduran bir kendilik hali..

İşte bu hal yaşamı birinci elden yaşamak

Yaşamı birinci elden yaşayabilmek dileği ile...

Okuduğunuz için teşekkürler...

Yorumunuzu Bırakın