Ruhun Tutkuları

Şevval Akar

Yaratıcı Kişilik Üzerine

   19 July 2026
Yaratıcı Kişilik Üzerine
Yazar Avatar
Şevval Akar

Yaratıcılık çizili yollarda yürüyemeyen kişilerin elinde gezinen bir kavramdır

Herkes a noktasına giderken neden b yok sorusunu akla getirebilmektir.

Yaratıcılık esasen bir kaygı ürünüdür.

Kişinin var olan yollarda aradığını bulamamasının oluşturduğu tedirginliği gidermek için yola çıkmasıdır.

Bulunduğu yerden memnun olan insanlarda yaratıcı eylemler görmek çok güçtür, çünkü yaratıcı kişilik; keyfi nedenlerle alternatif üreten değil alternatifi gerekli görenler sayesinde gelişir.

Bir yerde daralma varsa o an genişlik arzunuz artar. Yani yaratıcı kişinin bulunduğu alanda rahatsız olması onu bulacağı şeylere karşı çok daha aktif birine dönüştürür. Bu tutkuyu arttırır ve ulaşmak için gereken koşulları sağlar.

Geçmiş dönemde keşfedilen bir çok şey böyle ortaya çıkmıştır.

Kaygı oluşturan bir dert kişide bunu değiştirmek için büyük bir baskı yapar ve ne oldu demeden onun peşine düşersiniz. En basiti tekerlek bile var olunan halin daha iyisini hayal edenlerce geliştirmiştir. Dünya tüm gelişimini "Neden daha farklı olmasın?" sorusunu sorabilenlere borçludur.

Toplumun yüzde doksanından fazlası hep var olan ile uğraşır durur, var edebilmek ise büyük zihinsel çaba gerektirdiğinden ötürü kişi bu çabayı yüklenmek istemez.

Fakat toplum bu çabayı yüklenenlerin, soru sorma cesareti gösterenlerin sayesinde ilerlemektedir.

Soru sormaya cesaret etmek, kendi aklını kullanmaya cesaret etmek ile de eşdeğerdir. Soru her daim bize özgüdür çünkü aranan hep farklı olduğundan ona yönelik oluşan isteğin sonucu olan soru da farklı kalacaktır. Bu farklılık özgün olmayı, özgün olmak kendin olmayı gerektirir. Esasen soru sormaya cesaret etmek kişinin kendi olmasına cesaret etmesidir. Yaratıcılık ise kendi olmaya cesaret edenlerdedir.

Bu konu akla sanatçıları getirecektir. Çünkü yaratıcılığı en gelişmiş kişiler muhakkak sanatçılar olmalıdır. Sanat her daim yeni bir düşünce sistemi geliştirmeye mecbur olan bir işleyiş içinde var olabilir bu nedenle yaratıcılık sanatın besinidir.

Bir yerde her daim taklit varsa orada sanat gerilemeye mahkumdur.

Fakat bu akla geleneği silip yalnız geleceğe bakmayı getirmemeli. Her şeyde olduğu gibi sanatta da yenilik eskinin üstüne inşa edilerek, geleneğin temelinden faydalanarak çok daha anlam bulur. Geçmiş bir danışman gelecek büyük bir düş olmalı.

Geçmişin bize bıraktıklarının değerini bilerek geleceğe yön vermelidir yaratıcı kişi. Çünkü zaman değişse de alet edevat değişse de dert hep aynıdır..

Yaratıcı kişilik bu aynılığın bilincinde olarak yeniliğe cesareti koruyabilmektir belki de.

Bir çok kişi içinde yaratıcı bi yön taşır bunu herkesin birbirinden farklı olmasını baz alarak temellendirmeye çalışırsak bu yönü daha net anlayabiliriz. Nasıl ki parmak izimiz, beyinlerimizin çalışma sistemi birbirimizden farklı ve bize özgüyse kişinin bu özgünlüğü ruhunda da açığa çıkarabilmesi gerekir. Çünkü yaratılış gereği bu bizim özümüzde saklıdır. Fakat sığ toplumsal sistem içinde yaşayan kişi uyum sağlamak ve kabul görmek adına çokça bu özü gizleyecektir. Bu aslında dürtüsel bir davranıştır. Toplu halde olan hayvanlar nasıl güvende hissederse ve her hayvan birbirinin kopyası olarak hareket ederse insanda aynen böyle ilkel dürtüler taşır. Bu ilkel dürtülerin terk edilmesi ruhsal gelişim ile mümkündür.

Ruhsal olarak geliştikçe yaratıcılığımız ortaya çıkacak ve ilkel davranışları terk etmek çok daha basit bir hal almaya başlayacaktır.

Esasen yaratıcılık, kişinin dürtülerine karşı koymasıdır. O nedenledir ki sanat insanı insan yapan yegane şeylerden biridir. İlkel dürtülerden uzak yaratıcı bir kişiliğe sahip olmayı gerektirir sanat..

İnsan yaşamını bilinçaltına yerleşmiş hayvansal iç güdüleri ile onu insanlaştıran Tanrısal dürtüleri arasında bocalaması olarak tanımlarsak, yaratıcı eylemleri içinde barındıran sanat bir Tanrısal dürtü olarak bizi çok daha insani kılacaktır...

Sağlıkla ve sanatla kalın.

Okuduğunuz için teşekkürler...

Yorumunuzu Bırakın