Tüketim Çağı, Nesneleşme ve Alma Verme İlişkisi Üzerine
Çağı mesele edinmek özellikle seçilmiş bir tercihten ziyade neyin içindeysek bizim üstümüzde gölgeli bir egemenliği olmasından kaynaklı. Çağı anlama isteği belki daha özgür hissedebilmek adına doğal bir sonuca dönüyor düşünen insan için. Sanki içinde yaşadığımız koşulları ne denli iyi idrak edip çözümleyebilir ve ifade edebilirsek bunun bizim hem düşünsel hem eylemsel dünyamızdaki belirleyici rolü o denli azalacak ve bir nebze daha özgür daha bilinçli hissedeceğiz böylesi bilinçsizliğin hüküm sürdüğü bir gençlik çağında.
Haksızlık etmemek gereken bir nokta var ki oda bilinçsizliğin yaygın olduğu kadar bilinçlenmek adına adım atan insanlarında gittikçe yaygınlaşıyor olması. Bu fazlasıyla umut verici…
Tüketim en başta bir ihtiyaçtır. Yaşamımızı daha iyi idame ettirebilmek için gereken şeyleri edinme halidir. Bir açığı kapatmadır. Acıktığımızda yemek yemek , üşüdüğümüzde ısınmak, giyilecek şeyler edinmek. Bunlar fiziki tüketimdir. Zaman tüketimi , duygusal ve zihinsel ihtiyaçlarımızı karşılamak adına edindiklerimiz daha farklı bir tüketim başlığı altında incelenmelidir. Ben bu yazıda fiziksel tüketimin günümüzde nasıl bir boyuta ulaştığına ve artık eksik kapatmaktan öte nasıl varlığın tasdikleyicisi ve ölçütü olduğu noktasına değinmek istiyorum..
Dijitalleşmeyle birlikte görünürlük artık küçük bir kesime ait değil halkın her kesimine ait , her kesimin erişebileceği bir hal aldı.
İnsanlar her anlarını istedikleri gibi görünür kılabilir ve sosyal medya aracıyla kendi yaşamını seyredilen bir oluşa çevirebilir oldu. Byung Chul Han Şeffaflık Toplumu kitabında buna fazlasıyla değiniyor. Görünürlüğün artışı insanların kendilerini değerlendirmede bunu ölçüt almaları sonucunu var etti. Görülebilir olanın ancak var ve yaşıyor olduğu bir durumda insan kendini bir seyir odağı haline getirdi.
Bu seyir hali kapitalist sistemle beraber sermayeye katkı yönüne çevrilerek insanları birer metaya "vitrine" dönüştürdü.
" Kapitalist büyüme buyruğu her şeyin giderek bir hızla üretilip tüketilmesine yol açar. Tüketme baskısı üretim sistemine içkindir. Ekonomik büyüme şeylerin hızla alınıp tüketilmesine bağlıdır. Ekonomi büyüme amacıyla örgütlendiği içindir ki , insanlar birdenbire şeylere önem vermeye başlasalar, onları çürümeye karşı korusalar ve kalıcılıklarını sağlasalar, tamamen durma noktasına gelir." Byung Chul Han in bu paragrafında da bahsedildiği gibi bu tüketim çılgınlığı ekonomiye hizmet eder bu durum kişilerin bunu gönüllü rıza ile yapabilmesi ve kendilerini bununla ölçütlendirebilmeleri ile de güçlenir. Bu güçlenme ise sistem içinde var olan kişilerin rekabet duygularının geliştirilmesi ile mümkündür ve bu ortam tam olarak sosyal medyadır.
İnsanlar görülmeye ihtiyaç duyar ..Bir başka göz tarafından seyredilmeyi ister bunun altında önemsenme değer görme ihtiyacı vardır ancak böylesi bir şeffaflık çağında insanlar bir vitrine dönüştüklerinde bu değere ulaşabilecekleri düşüncesine, esasen yanılgısına kapılır. Tüketim ise bunun bir yolu olarak günümüzde yer aldıkça insan kendini açık bir pazara dönüştürür.
Bunların sonucundaysa tüketim artık bir eksik kapatma değil eksiğin üstüne ekledikçe ekleyerek oluşan tepelerin yarıştırıldığı bir rekabet alanı haline gelir.
Bu halin en çok saf dışı bıraktığı olgu ise "verebilme" oldu. İnsan aldıkça almaya daha da meyleder ve bu tüketimin bir rekabet alanına dönüştüğü kapitalist sistemde insana en çok bir şeyler verebilmeyi unutturur.
Almanın yalnız kendi ihtiyaçsallığımıza ve egomuza hizmet eden tarafının etkisindeki insan kendi arzularını besleyerek maneviyattan uzak düşer…
Karşılıksız verebilmenin ruhsal yüceliğinden, bencilce bir edinim olmaksızın üretebilmekten uzak düşer..
İnsan sadece alışverişte değil hayatın her anında hesap kitap yapar bir hale gelir..
Çünkü görünürlük artık sen bir mağazada olmasan da üstünde gözlerini tutan bir hal almıştır. Biz kendi içsel baskımız nedeniyle görünürlüğü tercih ederiz esasında. Çünkü en başta dediğimiz gibi görünür olmak ve tüketim hali varlığın tasdikleyicisi olmuştur. İnsan ise her şeyden öte varlığını hissedebilmek bende yaşıyorum bende varım ve " birisiyim" diyebilmek için bu gizli rekabetin içine atılır..
Esasen görülmek istemek çok doğal bir istektir fakat bu istek yanlış yerlerde aranır ve bir başka sistemin egemenliği altında var olarak insanı bir piyasa nesnesine çevirir.
Tam da bunun karşısında durmak gerek. Yediğimizle, içtiğimizle, giydiğimizle ve girdiğimiz yerlerle kısaca tüketimle bir kimlik var etme kaygısından kurtulup bunun ışıklar altında sergilenmesinin altında kolektif bir karanlık yattığını anlamalıyız. İnsan kimliğini böylesi edinimlerle var etmez kimliği kendinden taşarak görünür hale gelir. Sen bu dünyaya ne verebiliyorsun, senin elinden, dilinden kalbinden ne çıkıp yayılıyor yaşama? Bizim esas sorularımız olmalı.
Bu akışın içine sen ne akıtıyorsun.. yalnız tüketim için gereken parayı mi yoksa daha iyi bir dünya için kendinden verebildiğin değerleri mi akıtıyorsun..
Ne verebildiğinin önemli olduğu gibi neyi sakınabildiğin de böylesi bir şeffaflık ve israf çağında önemli bir mesele..
Bazen bazı kötülüklerden sakınmak bu dünyaya o an için verebileceğin en iyi şey oluyor. En basiti bir kötü düşünceni, sözünü eylemini küçükte olsa yapmamayı , vuku bulmasından sakınabilmeyi denemek...
Tüm bu kaotik tüketime karşı hakiki, faydalı olanı verebilmeyi ve gerektiğinde gerekeni sakınabilmeyi önceleyen insanlar olabilmemiz dileğiyle.
Bu sistemi beslemeden de var olabileceğimizi hatta böyle çok daha var hissedeceğimizi fark etmemiz dileğiyle...
Okuduğunuz için teşekkürler...