Sosyal Medya Ve İfade Özgürlüğü Üzerine
İnsan anladıkça anlatmaya , bir idea ve düşünce sistemi inşa etmeye yönelir.
Bu yöneliş sonucu ortaya çıkan sözlü ve yazılı gelenek kendi mecrasında bir ifade alanı bulur ve günümüze doğru uzanır..
Günümüzde ise bu ifade aracı her an herkesin ulaşabildiği ve eklemeler yapabildiği kocaman dijital bir ağa dönüşmüş durumda. Toplumun her kesimin yaşanan her olaya karşı bir yorum getirebilme hali bir yandan düşünce özgürlüğü olarak görülse de aslında çoğu zaman kolektif eylemden bizi uzak düşüren sözsel ayrılıklara fazlasıyla alan hazırlayan ve esas amaca hizmet etmeksizin kaygan zemine inşa edilmiş bir yapıya sahiptir..
Bu kaygan zemin insanda büyük oranda güvensizlik oluşturur ve beraberinde bir çok cevapsız soru barındırır.
Sosyal medya yapısı gereği kısa videolar, anlık görseller her durumdan bahseden yüzeysel yazılar ile önümüzde hızla akan bir nehir gibidir. Derin düşünmeye ,tefekküre alan açmaz. Sosyal medyada geçirilen vakit bir içerikten diğerine sıçradığımız hızla değişen bir tepkiselliğe yönlendirir kişiyi.
Tepkisellik içinde derin anlayış ve eylemi barındırdığı ölçüde değişime alan açar ve pragmatist bir öğe olur. Fakat sosyal medyanın tepkiselliği kurgulanmış bir dünyaya karşı anlıyormuş, biliyormuş, yaşıyormuş gibi hissettirilerek oyalanmanıza ve esasında bir çok şeyin köküne inmeden konuşabilme hakkına sahip olmanın verdiği egosal tatmin ile yüzeysel konuşmalar ve sahte ifade özgürlüğü içinde kalmanıza yol açar.
Hızla bir andan diğerine sıçrama hali hiç bir olaya hak ettiği değeri verememekle sonuçlanır. Esas amaçta budur zaten. Kişi bu sahte ifade alanında bir tepkiye sahip olarak değişime katkıda bulunduğunu düşünür fakat daha geniş anlamda bu da kurgulanmış bir dünyanın ürünüdür. İstenilen kadar yayılır , tepki verilir ve sonrasında kapanır olaylar. Değişim gerçekleşmez. Eylemsel devrim gerçekleşmez. Sözsel ayrılıklar, kısa vadeli farkındalıklar ve pasifize olmuş bir seyir hali kalır, tabi içinde sahte özgür duygularla.. Yaşananlara hak ettiği karşılığı verebilmek ve sahici bir değişim ile özgürlüğe gerçek anlamda yaklaşabilmek için gereken derin bir kavrayış, yönlendirilmiş tepkisellik salgınından uzak şahsına münhasır bir ifade biçimi ve bunun bireysel varlığımızda da görünür olduğu bir yaşayış halidir.. şahsına münhasır ifade biçiminden kastım ise aynı cümleler ve bakış açıları ile kopyalayarak paylaşılan içi boş gündeme tepki içeriklerinden ziyade kişinin kendi cümleleri ile gerçek anlamda mesele edindiği durumları ifade edebilmesi ondan da önce o ifadeye yakışır sahi bir eylemsel süreci kendinde barındırabilmesidir...
Bu dijital ifade dünyasının bir diğer kötü yanı ise ifade biçimlerinin çoğunun bir fail üzerine inşa edilmesidir. İnsan hep bir diğerine bakar. Kendini dahi bir diğeri üzerinden yargılar var etmeye çalışır. Kişinin bakışlarını hep diğeri üzerine çeker. İster istemez sosyal medya kişiyi seyirci konumuna sürükler .Tüm bu değişime yönelik devrimci yazılar ve anlık farkındalıkla ise aynı süreleri gibi kısa, akışkanlığın içinde bir görünür bir kaybolur halde olur ve gerçeğin keskin hançerini hiç tadılmadan hazıra konmaya çalışan tepkisellikle yaşayan kesimin durumu da yalnız bir şov olarak kalır..
En çokta bunca görüntü ve ifade edilmişlik arasında kaybolur görünmesi gereken meseleler. Görünmez kılmak için tam ortaya koymak...
Özgürlüğün revaçta olduğu düşünülür çünkü istediğimi ifade edebilir ve istediğimi görünür kılabilirim der insan. Fakat senin isteğin bir başkasının yönetimi ve etkisi altındaysa o senin isteğin olamaz. Schopenhauer’ in dediği gibi “insan istediğini yapabilir ama ne istediğini isteyemez”... İsteklerimiz bir başka sistem tarafından inşa edildiği müddetçe çok tehlikeli ve yönlendirmeli bir hal alır.
İstek yerini içsel baskıyla ihtiyaca dönüştürür ve yapılan şey bir farkındalık ve derin bir kavrayışla değişimi gönülden arzulamak sonucuyla değil sistemin sende oluşturduğu ihtiyaçlarından doğan aynılaşmış isteklerini tepkisellikle ifşa ederek rahatlama amacı ile yapılır. Bu gün ifade etme sahte özgür halin huzursuzluğunu giderme alanıdır.
Bizimse birbirini takip eden tepkisellikten öte içinde idrak , istidrak ve eylemsel cesaret barındıran ifade biçimlerini görmeye ve görünür kılmaya ihtiyacımız var..
Kimseyi ötekileştirmeden, sözde ötekinin de öteki olma durumunu derin kavrayış içinde görerek var olan ifade biçimlerine ihtiyacımız var...
Okuduğunuz için teşekkürler...