Objektif Yargıçlık
İnsanın yaşamı boyunca karşılaştığı en zor yüzleşme şüphesiz kendisiyle olanıdır. Tüm sanılgılarını ve yargılarını bir kenara bırakıp dış bir göz ile kendi davranışlarının esas motivasyonunu incelemektir belki en güç olan.
Şu bir gerçek ki insan için "benlik ve ego" kavramı birçok şeyin ötesindedir ve bu kavramlar üzerinden herhangi bir eleştiri ne kolay kolay kabul edilir ne de bizzat eleştirilir. Kişi var olan halinin, koşullarının en iyisi olduğu yanılgısını uzun müddet ve bazı kişiler ise hayatı boyunca korur.
Kişinin koşulları içinde en iyisi olduğunu düşünmesi kendisindeki herhangi bir eksikliği kabul etmemek değil de bu eksikliğin faturasını her daim kendi gücü sınırları dışında olan gayri iradi durumlara ve kadere kesmesidir esasen. Bu şüphesiz kişinin hayata karşı olan pasif ve zayıf tutumuna bir dayanak aramasından öte bir şey değildir. Bulunan dayanak ise sağlam temeller dayanamadığı için kişi bu eksikliklerinin sarsıntısını hayat boyu hisseder. Lakin kişinin hayatındaki ve kendisindeki olumlu olumsuz tüm durumlara bir fail aramayı bırakıp bunun kendi seçimlerinin bir sonucu olduğunu görmesi elzemdir. Bu ise objektif yargıçlığın ilk adımıdır. Bu noktada kişi artık hayatında bir edilgen değil de etken olduğunun farkına varmaya başlar.
Objektifliği en çok kendi adımıza düşünürken elde tutmak gerekir çünkü onu en kolay yitirdiğimiz konu yine budur. Bir başkasında rahatça görebildiğimiz iyi kötü şeyleri kendimize bakınca göremez oluruz. Gördüğümüz biz, yalnız "görmek istediğimiz" bizdir. Kişi böyle bir bakış açısı ile yaşadıkça kendi ile yüzleşmeyi reddeder ve sonuç olarak kendini tanımaz olur.
Kendimiz ile yüzleşmeyi reddetmek aslında egomuzu tatmin etmek adına başvurduğumuz bir kaçıştır. Çünkü gerçekler bizi her daim memnun etmez aksine çoğu zaman acı vericidir. Kendimiz ile yüzleşmek de çoğu zaman eksiklik ve yetersizlik hissettirir buda egonun kabul edebildiği bir sonuç değildir.
Bu davranış temelde kişinin kendi ile bağ kurmasını reddetmesi demektir. Kendi ile bağ kuramayan kişi ise bir başkası ile de bağ kuramaz. Kendini olduğu hali ile objektif bi şekilde göremeyen kişi bir başkasının gerçekliğini de göremez bu da sevgi, anlayış gibi yalnız gerçeklerin ve sağlam bağların bulunduğu derin duyguların varlığına alan tanımayacaktır. Yani kişinin kendisiyle yüzleşmeye cesaret bulamaması bir ömür boyu kişiyi sığ sularda yaşatır ve derinliklerin bilgisine eriştiremez..
Sonuç olarak asılsız bir tatmin hissi yaşatsa da bu yaşantı kendi içinde çürüyecek ve dünyanın nice nimetine varılamadan kendi egosunun hamallığı ile geçecektir...
İnsanın kendini değiştirmesi, gerçekleştirmesi ve diğer insanlarla sağlıklı bağlar kurabilmesi kendini tanımasından geçer. En büyük bilgelik haline dışsal deneyimlerle değil içsel yolculuklarla ulaşılır. Dış çevre ile etkileşim içerisinde olarak edinebileceğimiz bilgiler sınırlıdır fakat bilgeliğe yani bilginin en üst sınırına erişmek için kişinin kendi derinliklerinde gezinmesi çoğu kişinin yüzleşmekten korktuğu kendi gerçekliği ile yüzleşmesi gerekir bunun temel aracı ise objektif yargıçlıktır.
Okuduğunuz için teşekkürler...