Biz De Bize Dair Ne Kaldı
Çoğu zaman bir çok sorgulamayı beraberinde getiren şey doğru soruyu sorabilme yetimizde yatar tabi birde bu soruların üstüne gitmelerimizde.
Sahi biz de bize dair ne kaldı?
Yaşamlarımız, tercihlerimiz sahip olduğumuz ya da sahip olduğumuzu zannettiğim şeyler esasen kimin eseri?
Burada esas soru seçimlerimizin bize özgü olup olmadığıdır.
Eğer seçimlerimiz bize aitse bunun sonucunda elde edeceğimiz şeyler de bize ait olacaktır.
Bir kişinin özgün seçimlerde bulunabilmesi için temel kaynak bir çok şeyin de temelinde yer alan kendini tanıma faktörüdür.
Kişi eğer kendi ile hemhal bir yaşayış içinde değilse onun var oluşu bir şekillenmeden ibaret olacaktır.
Fakat kimse bu şekillenmenin farkına varmak istemeyecek ve kendince sebepler üretecek katı bir determinizm ile yaşamının her yerine sebep sonuç ilişkisi bağlamında bakarak kendini temize çıkaracaktır..
Bu şekillenme hayatı ikinci elden yaşamaktır esasen..
Hayatını ikinci elden yaşayan insan zamanla kendi hayatı içerisinde silikleşmeye başlar.
Bu silikleşme kişiyi öylesine sarar ki kişi hayat içerisinde kendi varlığını kanıtlamak ve tasdiklemek için bir kılıf arama haline girer.
Bu kılıf esasen silikleşmiş varlığı parlatmaya yönelik sahte girişimler ve etiketlerdir.
İnsanın bu kılıfı en iyi taşıdığı yer bir çok kişinin onaylayacağı gibi sosyal medyadır.
Sosyal medya için bir çok insanın yaşamsal tatminsizliklerinin üstünü kapamaya çalıştığı bir platform diyebiliriz. Esasen bu kadar yaygın olmasındaki neden de budur. Çünkü her ne kadar tezahürleri farklı olsa da her insanın esas meselesi kendi varlığıdır...
Sosyal medya ile var edilen kılıf ise kendi varlığının hakiki amacına vakıf olmayarak silikleşen karakterlerin kendini parlatıp kabul görme girişimlerinde ki en temel araçtır diyebiliriz.
Başlarda bu durum büyük bir tatmin oluştursa da bu sahtelik zamanla rahatsızlık verecektir. Buradaki temel mesele ise olmak ve görünmenin arasındaki farktır.
Kişinin sosyal medyayı da aracı kullanarak oluşturduğu bu kılıflar esasen yalnız bir görünümden ibarettir. Fakat görünüm bize ait olmadığından zamanla eğreti durup rahatsızlık vermekle de kalmayacak kişiyi içinden çıkamadığı bir kişilik çatışmasına sürükleyecektir ki günümüzde psikolojik terapi almanin hızla artışında bunun da büyük bir payı vardır.
Varoluşsal ihtiyaçlarımızı sahte görünümler ile ne kadar tatmin etmeye çalışsak da sonunda elimizde kalacaktır.
Bizim ihtiyacımız olan "olmaktır"
Sadece olmak. Başka bir şeye gerek duymadan. Bunun yayılmasına, onaylanıp kabul görmesine gerek duymadan bağımsız bir var oluş içerisinde olmaktır. Bunun için gereken şeyde kişinin kendi değer dinamiğini güçlendirmesi ve bunu etrafındaki insanların değer dinamiklerinden etkilenmeden kendi deneyimleri çerçevesinde oluşturmasıdır. İşte bu noktada biz de bize dair şeyler peyda olmaya başlar.
İyi, kötü, anlamlı, nafile gibi tonla kavramın içini kendi değerlerimiz ile doldurduğumuzda bu kavramlar bizde samimi bir şekilde yer bulacaktır.
Tüm bu kılıfların varlığına sebebiyet veren şey bu kavramların içini yeterince sahici ve bir bakış ile dolduramamamızın getirdiği eksilik ve bunun sonucu bilinç altımızda oluşan şüphedir. Bu şüphe bilinç düzeyine çıktıkça kişi bunu gidermek için kendini eğitme yoluna girerken bilinç altında kaldıkça öfke ve şiddetle kendini savunma haline girecektir. Fakat bu hal de rahatsızlık vereceğinden bir kılıf bulunacak ve içsel şiddete dışsal görünümlerin iyileştirilmesi ile karşılık verilecektir.
İşte tüm bu bir hal içerisinde "görünme" çabaları bir noktada mücadele veremeyip yenilen kişiliğin kendini koruma mekanizmasını esasen...
Bu görünümler kişinin gerçekliği adına hiç bir şey ifade etmeyeceği gibi yaşamlarını ikinci elden bir şekillenme üzerine yaşayan insanlar var edecektir.
Esasen bizim mücadele etmemiz gereken şey "bir hal içinde görünme" kaygısından kurtularak samimiyetle olma haline gelmektir.
Görülmektense "olmayı" yeğlediğimiz
olduğumuz gibi görünebildiğimiz zamanlara varmak dileği ile...
Okuduğunuz için teşekkürler...